IAOM Avrasya Direktörü Dr. Eren Günhan Ulusoy, küresel jeopolitik gelişmelerin tarım ve tahıl piyasalarına etkilerini değerlendirdi. Ekotürk TV’de yayınlanan programda gazeteci Ahu Tanrıkulu’nun sorularını yanıtlayan Ulusoy, özellikle son dönemde yaşanan çatışmaların tahıl piyasalarına etkisinin önceki krizlerden farklı olduğunu vurguladı.

Ulusoy, mevcut jeopolitik gelişmeleri iki farklı başlık altında değerlendirmek gerektiğini belirterek, Rusya-Ukrayna Savaşı ile bugün gündemde olan ABD-İsrail-İran geriliminin etkilerinin farklı olduğunu ifade etti. Ona göre Rusya-Ukrayna savaşı tahıl piyasalarında doğrudan bir tedarik zinciri şoku yaratırken, mevcut gerilim daha çok enerji piyasaları üzerinden dolaylı bir etki oluşturuyor.
IAOM Avrasya Direktörü, “Rusya-Ukrayna savaşı tahıl arzını doğrudan etkileyen bir şoktu. Şu anda yaşanan gelişmeler ise enerji zincirinde bir arz şoku yaratıyor. Bu nedenle tahıl sektörü üzerindeki etkiler doğrudan arzdan değil, enerji ve maliyet kanalı üzerinden ortaya çıkıyor” dedi.
Enerji ve gübre maliyetleri belirleyici olabilir
Enerji piyasalarındaki gelişmelerin tarımsal üretim maliyetlerini etkileyebileceğine dikkat çeken Ulusoy, özellikle petrol ve gübre ticaretinde kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazının önemine değindi.
Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin bu boğazdan geçtiğini hatırlatan Ulusoy, aynı zamanda gübre ve üre ticaretinin de önemli bir bölümünün aynı güzergâha bağlı olduğunu söyledi.

Bu nedenle kısa vadede tahıl arzında ciddi bir sorun beklenmediğini belirten Ulusoy, “Dolaylı etki maliyetler üzerinden gelecek. Enerji fiyatlarındaki artış gübre başta olmak üzere tarımsal girdilerin maliyetini yükseltebilir. Bu da özellikle bir sonraki üretim sezonu için beklentileri etkileyebilir” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel piyasalarda arz tarafında büyük bir sorun görünmediğini ifade eden IAOM Avrasya Direktörü, buna karşın talep tarafında hareketlilik yaşandığını söyledi.
Özellikle Körfez ve Orta Doğu ülkelerinin stratejik stoklarını artırma eğilimi gösterdiğini belirten Ulusoy, savaş ortamlarının gıda güvenliği kaygılarını artırdığını ve bunun da ani alımlara yol açabildiğini ifade etti.
“Pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı döneminde konuştuğumuz gıda milliyetçiliği kavramını hatırlıyoruz. Bugün de benzer şekilde birçok ülkenin stratejik stoklarını yükseltme eğilimine girdiğini görüyoruz. Bu da kısa vadede talebin canlı kalacağını gösteriyor” dedi.
Türkiye’de arz tarafında sorun beklenmiyor
Türkiye’nin tahıl piyasasında güçlü bir tedarik yapısına sahip olduğunu belirten Ulusoy, ülkenin hem ithalatçı hem de ihracatçı bir yapıda olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin özellikle un ihracatı nedeniyle önemli miktarda buğday ithal ettiğini hatırlatan Ulusoy, geçen sezon yaşanan kuraklık nedeniyle üretimde düşüş görüldüğünü söyledi. Buna rağmen stoklar ve Karadeniz’e yakınlık sayesinde piyasada ciddi bir arz-talep dengesizliği yaşanmadığını ifade etti.
“Geçen sezon yaklaşık 17,9 milyon ton buğday ve 6 milyon ton arpa üretimi gerçekleşti. Kuraklığa rağmen önceki sezonlardan gelen stoklar ve Türkiye’nin Karadeniz tedarik zincirine yakınlığı sayesinde iç piyasada arz sıkıntısı yaşanmadı” dedi.
Tarım sektöründe daralma
Tarım sektörünün son yıllarda iklim koşullarından önemli ölçüde etkilendiğini belirten Ulusoy, özellikle kuraklık ve zirai donun üretim üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Bu durumun ekonomik verilere de yansıdığını belirten Ulusoy, tarım sektörünün son çeyrekte yaklaşık yüzde 8,8 oranında daraldığını ifade etti.
Buna rağmen 2026 sezonuna yönelik beklentilerin olumlu olduğunu belirten IAOM Avrasya Direktörü, Türkiye’nin mevcut stokları ve üretim potansiyeli sayesinde kısa vadede gıda güvenliği açısından ciddi bir risk görmediklerini dile getirdi.
Programda Türkiye’deki tarım alanlarının durumu da gündeme geldi. Son 20 yılda ekim alanlarında bir gerileme yaşandığını belirten Ulusoy, bunun en önemli nedenlerinden birinin demografik değişim olduğunu söyledi.
Kırsal nüfusun azalması ve tarımda çalışan nüfusun yaşlanmasının yalnızca Türkiye’nin değil, tüm dünyanın karşı karşıya olduğu önemli bir sorun olduğunu belirten Ulusoy, şu değerlendirmede bulundu:
“Son 20 yılda kırsaldan kente ciddi bir nüfus geçişi yaşandı. Araziler var ancak bu arazileri işleyebilecek çiftçi sayısı azalıyor. Bu, küresel tarımın temel problemlerinden biri.”
Bununla birlikte özellikle pandemi sonrası dönemde stratejik ürünlerde ekim alanlarının korunmasına yönelik politikaların devreye alındığını belirten Ulusoy, sahadan gelen verilerin 2025 sezonunda buğday ve arpa ekim alanlarında yeniden artışa işaret ettiğini söyledi.
Yeni sezonda bazı bölgelerde ürün deseninin değiştiğini belirten Ulusoy, pamuk fiyatlarının düşük seyretmesi nedeniyle Güneydoğu Anadolu ve Ege’de pamuktan buğdaya geçişler yaşandığını ifade etti. Konya Ovası’nda ise su kısıtları nedeniyle mısırdan buğday ve arpaya yönelim görüldüğünü söyledi.
Un ihracatında pazar değişimi
Programda Türkiye’nin un ihracatındaki bölgesel değişimler de ele alındı. Uzun yıllar Türkiye’nin en büyük pazarı olan Irak’a yapılan ihracatta önemli bir düşüş yaşandığını belirten Ulusoy, buna karşılık Suriye pazarının hızla büyüdüğünü ifade etti.

Irak’a yapılan un ihracatının 2024’te yaklaşık 1 milyon ton seviyesinden 2025’te 400 bin tona gerilediğini belirten Ulusoy, buna karşılık Suriye’ye ihracatın 320 bin tondan 689 bin tona çıkarak iki katından fazla arttığını söyledi.
Suriye’nin bugün un ithalatının yüzde 80’den fazlasını Türkiye’den karşıladığını belirten IAOM Avrasya Direktörü, Türk un sanayisinin bölgedeki gıda tedarik zincirinde önemli bir rol oynadığını sözlerine ekledi.









