17 Nisan 2025 tarihinde saat 18:00’de Bloomberg HT Ankara stüdyosundan yayınlanan ve Didem Arslanoğlu’nun sunduğu “İş Dünyası” programına konuk olan IAOM Avrasya Başkanı Eren Günhan Ulusoy, tarım sektörünün güncel durumunu, yaşanan zirai afetlerin etkilerini ve alınması gereken önlemleri detaylarıyla anlattı. Programda, tarımın geleceği, gıda güvenliği ve iklim değişikliğinin etkileri gibi kritik konular masaya yatırıldı.
Zirai Donun Tarım Sektörüne Etkileri ve Hasar Analizi
Programın başında, son dönemde yaşanan zirai don olaylarının tarım sektörüne etkileri ele alındı. Ulusoy, bu konuda yaptığı detaylı değerlendirmede, “Ülkemizde bu yıl yaşanan zirai don olayları, hububat ürünleri için nispeten şanslı bir döneme denk geldi. Özellikle buğday ve arpa gibi temel ürünlerimizin gelişim aşamaları itibarıyla bu tür don olaylarına karşı daha dayanıklı olduğu bir evredeyiz” ifadelerini kullandı.
Ulusoy’un verdiği bilgilere göre, buğday bitkisinin fenolojik gelişim dönemleri dikkate alındığında, mart sonu nisan başı döneminde yaşanan don olaylarının verime etkisi sınırlı kalıyor. Ulusoy konuyla ilgili: “Yaptığımız saha çalışmaları ve sektör paydaşlarıyla yürüttüğümüz istişareler sonucunda, Türkiye genelinde buğdayda beklenen hasar oranının %10’u geçmeyeceğini öngörüyoruz” dedi.
Ulusoy sözlerine şöyle devam etti:” Bu olayların ardından sektörde evet bu yaşadığımız zirai don doğal afetin den sonra çok iyi bir haber vermek mümkün olmasa da tarımın geneli için konuşuyorum en azından hububat anlamında biraz içinize su serpebiliriz. Çünkü hububatın gelişim aşamasına baktığımızda diğer ürünlere göre zirai donla karşılaştığı tarih bir nebze şanslı bir dönemde. O yüzden biz hububat ürünlerinde, yani burada buğday ve arpadan bahsediyoruz, çünkü mısır için çeltik için zaten henüz o gelişim dönemleri gelmemişti. Bu zirai donun etkisinin sınırlı kalacağına inanıyoruz.”
Avrupa’daki durumun Türkiye’den farklı olduğuna dikkat çeken Ulusoy, “Avrupa’da hububat üretimi genellikle daha erken dönemlerde başlıyor. Bu nedenle aynı dönemde yaşanan don olaylarının Avrupa’daki etkisi bizimkine göre daha yüksek olacaktır. Mayıs ayı itibarıyla Avrupa’nın hasar raporlarını görmeye başlayacağız” şeklinde konuştu.
Kuraklık Tehdidi ve Su Yönetimi Stratejileri
Ulusoy, kuraklık konusunda, “Kuraklık riski maalesef geçen yıllara göre daha belirgin şekilde karşımızda duruyor. Özellikle 2024-2025 tarım yılında yağış rejimindeki düzensizlikler ve yağış miktarındaki azalmalar dikkat çekici boyutlara ulaştı” dedi.
Mart ayı yağışlarının analizini yapan Ulusoy, “Ülke genelinde mart ayı yağışları, mevsim normallerinin %53 altında gerçekleşti. Bu durum özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde çok daha kritik boyutlarda. Bölge, normal şartlarda aldığı yağışın %62’sini alamadı. Bu, tahıl ambarımız için ciddi bir risk oluşturuyor” şeklinde konuştu.
Nisan ayında gelen yağışların bir nebze olsun rahatlama sağladığını belirten Ulusoy, “Nisan’ın ilk iki haftasında kaydedilen yağışlar, toprak neminde iyileşme sağladı. Ancak bu, kuraklık riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Önümüzdeki dönemde yağış rejimini yakından takip etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin Stok Yönetimi ve Piyasa Dengeleme Çalışmaları
Programda ayrıca Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) stok yönetimi politikaları ve piyasa dengeleri üzerindeki etkisi masaya yatırıldı. Ulusoy, TMO’nun son dönemdeki politikalarını şu şekilde özetledi: “2024 yılında iyi bir hasat döneminin ardından TMO, stok seviyelerini yönetmek amacıyla 21 Haziran 2024’te bir kota uygulaması başlatmıştı. Ancak mart ayında kuraklık risklerinin belirginleşmesiyle birlikte, 19 Mart 2025 tarihinde bu uygulamayı sonlandırma kararı aldı.”
TMO’nun bu kararının ardındaki stratejiyi açıklayan Ulusoy, “Stoklarımızı iç piyasanın ihtiyaçlarını karşılamak ve fiyat istikrarını sağlamak amacıyla kullanıyoruz. ” dedi.
Ulusoy, TMO’nun stok yönetiminde lisanslı depoların önemine de değinerek, ” Bu belirsizlik içerisinde üretimin yüksek olduğu dönemden düşük olduğu döneme arzı bizim kaydırabilmemiz lazım. Bu iki fayda sağlıyor. Arzın yüksek olduğu dönemde arzı ileri öteleyebilirsek, o dönemdeki fiyatların seviyesini doğru bir noktada koruyabiliriz. Çiftçimiz de çok üretim sebebiyle düşük fiyat alma bedelini ödememiş olur. Hububatın depolama ömrü uzundur. İyi şartlarda 2 – 3 yıldır. Tabii hızlı bozulabilen ürünlerde ürünü satamadığınızda bir anda piyasada fiyatı çok aşağı gider ve sokaklara dökülür. Yani lisanslı depoculukta bunun için kurulan bir sistem arzını ötelenmesi ve ürün açığı oluştuğunda da bu ötelenen arzın taleple birleştirilmesi. Türkiye’de lisanslı depoculuk sistemi şu anda 12 miyon tonu aştı. 10 yıl içerisinde, biz 2015 yılında 400 bin ton seviyesindeyken 2025 yılında 12.2 milyon tona geldik. Bundan 5 yıl önce de 4 buçuk milyon ton seviyesindeydik Yani çok hızlı bir yatırım oldu. Bu sektör, bugün baktığınızda 12 milyon tonluk bir lisanslı depoculuk sektörünü inşa edebilmeniz için önemli derecede bir yatırımın gerçekleşmiş olması lazım. 1 milyar doların üzerinde ve yatırımdan bahsediyoruz. Bu yatırım aslında bizim bir anlamda hububat sektöründeki gıda güvenliğimizin sigortası. Çünkü ürün fazla olduğunda bunu depolayalım, ürün az olduğunda piyasaya arz edelim. Zira Toprak Mahsulleri Ofisi’ nin sezon başındaki yüksek stoğunda bahsettiğimizde bu stoğun çok önemli bir kısmı lisanslı depolarda muhafaza edildi. Özel sektörün yapmış olduğu bu yatırım sayesinde toprak mahsulleri ofisi de stok yönetimini ve regülasyonu sağlayabildi.” yorumunda bulundu.
İklim değişikliğinin tarım sektörüne etkileri ve uyum stratejilerine değinen Ulusoy, bu konuda yaptığı açıklamada, “Teknolojinin tarımda kullanımı ürün henüz toprakta iken, daha hasata gelmeden önce neler yapabiliriz ile ilgili. Tabii ki bu iklim değişikliğine karşı dayanıklı tohum çeşitleri, bununla beraber akıllı tarım uygulamalarıyla doğru zamanda sulama desteğinin verilmesi, gübre desteğinin verilmesi, bu gibi uygulamalar yaygınlaşıyor. Ama hani şunu demek için çok erken, o benzetmede söylediğimiz gibi hâlâ tarım üstü açık bir fabrika. Yani şu an bu uygulamalar iklimden kaynaklanan aşırı radikal etkileri tamamen dengeleyecek noktada değil” şeklinde konuştu.









