Yazan: James Cooper, Milling and Grain Muhabiri, İngiltere

Bu yazıda, besleme ve tarım uygulamalarında antibiyotik kullanımına odaklanışımızın ikinci bölümünde, muhabirimiz James Cooper, et tedarik zincirindeki değişen tutumlara, tüketicinin neden daha fazla antibiyotiksiz et talep etmeye başladığına ve bakterilerin antibiyotik tedavilerine dirençli hale geldiği bir gelecekten kaçınmak amacıyla sektörümüzde ne gibi önlemler alınabileceğine veya neler yapılması gerektiğini ele alıyor.

Bir hastayı tedavi etmek için antibiyotik kullanılmaya başlayalı neredeyse 80 yıl oldu ve hala antibiyotiklerin etkileri ile insan ve hayvan sağlığındaki faydalarını öğreniyoruz. Ancak, hiçbir şey değişmezse 2050'ye kadar yılda yaklaşık 10 milyon kişinin antibiyotik dirençli enfeksiyonlardan ölebileceği tahmin ediliyor.

Antibiyotiklerin hem insan hem de hayvan tıbbında sistematik olarak aşırı kullanılması, antibiyotiklere dirençli tehlikeli bakterilerden oluşan bir ordu oluşturarak, insanlarda yaşamı tehdit eden enfeksiyonları tedavi etme yeteneklerini baltaladığı gerçeği son yıllarda daha belirgin hale gelmiştir.

Direnç kazanılmasının sebeplerinden birisi, insan sağlığında antibiyotiklerin yanlış kullanılmasıdır.

Fakat direnci artıran diğer önemli faktör ise, antibiyotiklerin tarım ve su ürünleri yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılmasıdır ve hiçbiri, dünya çapında ucuz et talebinin hızlı bir şekilde devam ettiği domuz ve kümes hayvanı üretiminden daha fazla değildir.

Gerçek şu ki, antimikrobiyal direnç (AMR), tarım sistemlerinde rutin antibiyotik kullanımıyla ilgili tehditle başa çıkmak için belli başlı ülkelerdeki ortak çabalara rağmen büyüyen bir sorun olmaya devam ediyor.

Ve bazı gelişmiş ülkelerde tüketimi azaltmak için büyük ilerlemeler kaydedilse de, antibiyotik tüketimi hala çok fazla ülkede istikrarlı bir şekilde artmaya devam etmektedir.

Yoğun et üretiminde yer alan herkesin AMR'nin daha geniş uygulama alanlarından habersiz olması düşünülemez. Öyleyse, tedarik zincirlerimizin yoğun tarım sistemlerinde antibiyotik kullanımında önemli bir azalmanın nasıl sağlanacağına dair uygulamaları ciddi bir şekilde düşünmelerinin zamanı gelmedi mi?

Çiftçileri ilgilendirdiği kadarıyla, antibiyotik kullanımının azaltılmasındaki sorunun büyük bir kısmı, modern hızlı büyüyen ırkların yarattığı hastalıkların önlenmesine yönelik yapısal ihtiyacı, hızlı bir geri dönüş ve süpermarketlerin talep ettiği hacim ve fiyat noktasında et üretmek için gereken yüksek stoklama oranlarıdır.

AMR salgına sebep olacak oranlara ulaşmış olsa da, sorunun karmaşıklığı büyük ölçüde yanlış anlaşıldı ve göz önünde bulundurulmadı; üreticiler hala biyolojiyle birlikte çalışmak yerine biyolojiyi göz ardı edecek şekilde çalışarak kimyasallara ve antibiyotiklere güveniyorlar. Fakat, her şey değişiyor.

Böcekler ve algler gibi yeni proteinler ile pro ve pre-biyotikler, beslemede uygun besinlerin sağlanması açısından önemli bir role sahip olabilir, ancak üreticiler antibiyotiklere daha az güvenmek amacıyla daha iyi hayvancılık ve hayvan gelişiminin daha doğal olmasını sağlamak için üretim sistemlerini giderek daha fazla gözden geçirmektedir.

Değişen tutumlar

Tedarik zincirinin perakende satışında, tüketici giderek daha fazla ilgili bir paydaş haline geliyor. Ortalama bir tüketici, patojenlerin insan sağlığındaki etkilerine yönelik çiftlik ortamından nasıl ayrıldığı mekanizmasını tam olarak anlamasa da, yine de AMR'nin daha geniş sorunu hakkında genel bir farkındalığa sahiptir ve sonuç olarak tüketiciler satın alma alışkanlıklarını sorgulamaktadır. Üreticiler her şeyden önce üretim kısmında daha iyi bir refah düzeyine sahip olmak istiyorlar.

Beş tane AB ülkesindeki tüketici tutumlarını ve yoğun üretim sistemlerindeki hastalıklara yönelik yakın zamanda yapılan araştırma, insanların modern hayvansal üretim sistemlerine büyük ölçüde yabancı olmasına rağmen, yoğun üretim sistemlerini olumsuz olarak algıladığını ortaya koydu [1].

Endişeler, algılanan riskler ve faydalar tespit edildi ve bunların tüketici tutumlarının şekillenmesi ve devamındaki davranışları konusunda oldukça etkili olduğu gösterildi.

Araştırmada üretim hastalıklarını kontrol etmek için daha doğal ve proaktif müdahaleler tercih edildi.

Tercihler çoğunlukla hayvanların barındırılma yerleri, bunlarla ilgili yönetim ve hijyen uygulamalarında değişiklikler ile yoğun hayvancılık üretimi ile ilgili genel sağlık ve refah endişelerine yönelik olduğu için daha reaktif ve ilaca dayalı müdahalelerin en az tercih edilirliğini içeriyordu.

Medyadaki artan endişelerin eşlik ettiği kamusal anlayış eksikliği, ve ünlü doktorların AMR hakkında oldukça geniş yer verdiği kampanyalarla birleştiğinde, perakende sektörünün tüketicilere sağladıkları bilgiler açısından daha proaktif olması gerektiği ihtiyacı daha da belirgin hale gelmiştir.

Büyük ölçüde tüketici gruplarının, ulusal ve küresel sağlık organlarının, WHO ve FAO gibi dünya çapındaki tarımsal örgütlerin başlattığı baskı, hükümetlerin hem kara hem de su besi hayvanlarında antibiyotik kullanımının azaltılmasına yönelik kanun çıkarmaları ve politikalarının belirlenmesini şekillendirmiştir.

Antibiyotiklerimizi Kurtarma İttifakı'nın bilimsel danışmanlarından Cóilín Nunan, "Kesinlikle, tüm antibiyotik kullanımının yanlış olduğuna inanmıyoruz," diyor ve ekliyor:

"Bu durum siyah ya da beyaz değildir. Tüketici için asıl mesele, yedikleri gıdalarda antibiyotik kalıntıları olabileceği de söz konusu değildir. Durum bundan daha karmaşık."

Klorla yıkaması yapılmış tavuk gibi uygulamalar sorunun temel nedenini ele almaz veya AMR'yi önemli ölçüde azaltmaz. Bir antibiyotik uyguladığınızda, hayvanın bağırsaklarında dirençli bakterilerin gelişmesine yol açtığını ve kesimde ete ve insanlara aktarabileceğini doğru olsa da; çoğu durumda, bu çok daha karmaşık bir süreçtir.

Bu dirençli bakterilerin kendileri bir enfeksiyona neden olmayabilir; ama bu bakterilerdeki dirençli genler daha sonra ortamdaki diğer bakterilere geçerek dirençli bakterilerin oluşmasına neden olur.

"Kesinlikle iyi ve güvenilir olan bazı uygulamalar ve antibiyotik kullanımı açısından iyi ve güvenilir olmayan diğer uygulamalar da vardır. Bu, tüketicinin anlaması için ekstra bir karmaşıklık katmanıdır," diyor Cóilín Nunan.

Yeni AB kuralları

Açıklık getirelim: 2006 yılından bu yana büyümenin desteklenmesi için düşük (veya sub-terapötik) antibiyotik kullanımı AB'de yasal değildir. Ayrıca, bütün olarak bakıldığında Avrupa ülkelerinin antibiyotik kullanımını azaltmaya yönelik öncülük ettiğini söylemek de doğrudur.

Ancak, birçok AB ülkesinde, bazıları diğerlerinden çok daha fazla olmak üzere, değişen düzeylerde rutin ve grup hastalık önleme yine de devam etmiştir.

Büyümenin desteklenmesi için antibiyotik kullanımına ilişkin kalan tüm lisanslar 2006 yılında kaldırılırken, antibiyotiklerin veteriner reçetesi altında rutin olarak kullanılamayacağını söyleyen yeni bir yasa yapılmadı.

Bu nedenle, on yıl süren müzakerelerin ardından, 28 Ocak 2022'de, nihayet güçlü yeni AB mevzuatı önleyici grup tedavilerini de kapsamak üzere tarımda her türlü rutin antibiyotik kullanımını yasaklayacak.

Yeni kurallar gereğince, ancak yalnızca enfeksiyon veya bulaşıcı hastalık riskinin çok yüksek olduğu ve sonuçlarının çok ağır olmasının muhtemel olduğu durumlar dışında bir veya sınırlı sayıda hayvan için tedaviye izin verilecektir.

AB'nin sektördeki 'arka kapıyı' kapatmak ve sorumsuz kullanıcılara son vermek için yaptığı övgüye değer ve uyumlu bir girişim.

Bu uygulamada, hayvanların sağlıklı olması için, AB genelinde birçok çiftlik hayvanında rutin antibiyotik kullanımından kaçınılarak bunun yerine alternatif yaklaşımların kullanılması anlamına gelmektedir.

Stoklama oranlarındaki azalmalar, yem kalitesindeki gelişmeler, laktobasil bakterileri (daha tehlikeli bakterilere karşı koruyucu bariyer görevi gören) gibi probiyotiklerin kullanımı ve temel hayvancılığın ve refahın iyileştirilmesi anahtar olacaktır.

Yeni Avrupa kurallarının İngiltere'de uygulanmayacak olmasına rağmen, İngiltere çiftliklerinde antibiyotik kullanımı 2014-2019 yılları arasında yaklaşık yüzde 50 oranında zaten azalı ve çiftçilerin gönüllü olarak attıkları adımlar, daha sıkı düzenlemelerin gelmesi beklentisi ve yeni süpermarket politikalarının getirilmesi gibi çeşitli faktörler buna katkıda bulundu.

İngiliz Kümes Hayvanları Konseyi'nden (BPC) Kerry Maxwell: 'İngiltere antibiyotikler alanında her zaman yetkin ve lider konumunda olmuştur. Antibiyotiklerimizin etkinliğini korumak ve antimikrobiyal dirence karşı olan durumu tersine çevirmeye katkıda bulunmak için öncülük etmeye devam etmeyi hedefliyoruz,' diyor ve ekliyor:

'Antibiyotikler söz konusu olduğunda, mesele 'sıfıra doğru bir yarış' değildir. Her şey sorumlu kullanımla alakalıdır. Antibiyotikler, gerektiğinde, veterinerlerin uzman gözetimi altında kuşlarımızı korumak için bakım görevimizin bir parçası olarak kullanılır.'

Kerry Maxwell şöyle devam ediyor: 'Açık olmak gerekirse, İngiltere üretiminde 'antibiyotiksiz' olarak pazarlanan bir tavuk yok. İthalatta her şey standartlara geri döner. Standartlarımızın ne olduğu konusunda net olmalıyız.

'Daha düşük kalitede üretilen ithal gıdalar, İngiltere'de sahip olduğumuz standartları düşürmekle tehdit ediyor ve bu durum sadece standartlara ulaşmak için çok çalışan İngiliz üreticileri cezalandırmakla kalmayacak, aynı zamanda sadece zenginlerin İngiliz standartlarına göre yetiştirilen İngiliz besinlerini yiyebileceği iki katmanlı bir gıda sistemi oluşturacak.'

Bu yorumlar, ithalatta standartları düşürmeyi tehdit eden Brexit ticaret anlaşması durumlarını yansıtıyor.

Örneğin AB ve İngiltere'nin aksine, ABD önleyici grup tedavilerini sona erdirme girişimlerine şiddetle karşı çıkıyor.

Rutin kullanımı sona erdirme konusundaki benzer bir düşünce domuz sektöründe de yankılanıyor: İngiltere'nin Ulusal Domuz Birliği'nden Dr. Zoe Davies şöyle ifade ediyor: 'Kendimize gerçekten zor hedefler belirledik, çünkü bu endüstri bu tür antibiyotikleri gelecek için korumanın çok önemli olduğunu kabul ediyor,' ve devam ediyor:

'Sağlık ve refah ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıdır. Birini diğerinden ayıramazsın. Asıl mesele sağduyulu biyogüvenlik ve dini olarak buna bağlı kalmayı sağlamakla ilgilidir.

'Sadece ihtiyacınız olanı kullandığınızdan emin olunuz ve bu, direnç elde edebileceğiniz geniş spektrumlu bir antibiyotik kullanmak yerine, tam olarak hangi bakterinin olduğunu belirlemek açısından tanısal çalışmaların çok önemli olduğu bir noktadır.

'Bunun yerine, yalnızca belirli bir bakteri için işe yarayacak olanı doğru süre boyunca kullanırsınız.

Dr Zoe Davies açıklamaya devam ediyor: 'Veterinerler, hasta hayvan klinik belirtiler göstermeye başlamadan önce beslenme düzenine ilaç eklemesi için çok iyi bir gerekçeye sahip olmalılar' diye açıklıyor. Peki, bu yaklaşım yeterli olacak mı?

Süpermarketler, kendi tedarik zincirlerinde antibiyotik kullanımına ilişkin politikalarının hesabını vermek için giderek daha fazla bekletiliyor, ancak kampanyacıların gerçek değişimi sağlamak için çok daha fazla çalışması gerekiyor.

Cóilín Nunan ekliyor: 'Bunu sadece endüstriye bırakırsanız, o zaman gerçekten çok ileri gidecektir.'

'Ve gerektiği ölçüde kapsamlı bir değişim elde etmekte büyük zorluklar mevcuttur. Özellikle tüketici anlayışı ve çetin değişiklikler söz konusu olduğunda.'

'Tüketicinin kafası hala çok karışık. Süpermarkete gittiğinizde ne seçersiniz? Etiketleme açısından net değil. Yani, eğer ele alınması gereken her şey endüstriye bırakılırsa, o zaman endüstrinin sorumlu kullanımı tamamen benimseme motivasyonu ne olacaktır? Sorunlara yol açan bazı hayvancılık uygulamalarında reform yapmak için motivasyon ne olacaktır?

'Bazı ülkelerde hormonla büyümenin teşviki gibi çiftçilikte ortaya çıkabilecek bazı uygulamaların aksine, kesinlikle bütün antibiyotiklerin kullanımının yanlış olduğuna inanmıyoruz."

'Antibiyotiksiz' tavukçuluk sistemleri neye benziyor?

Özellikle etlik tavuk refahı, büyüme hızı ve stok yoğunluğu ile ilgili endişeler nedeniyle artan bir inceleme altındadır. Herhangi bir zamanda 23 milyar ile, tavuklar günümüzde gezegendeki en kalabalık nüfuslu kuştur - diğer kuşlardan 10 kat daha fazla – ve bu durum Güneydoğu Asya'da ortaya çıkan küçük bir orman kuşu için şaşırtıcı bir başarıdır.

Ve açık ara en hızlı büyüyen et ürünü ve kilo başına kilo, tavuğun fiyatı keskin bir şekilde düştü.

Mr Nunan, 'Son 40 yıldır ya da bundan daha önceki zamanlarda kümes hayvanları endüstrisinde meydana gelen büyük değişikliklerden biri, tavukların çok daha hızlı büyümesi için yetiştiriliyor olmasıdır. Bu, refah sorunlarının bir numaralı nedeni olarak bilinir.' olduğunu vurgulayarak açıklama yapıyor.

Endüstrinin gerektiğinde nasıl adapte olabileceğinin ve gelişebileceğinin bir örneği olarak Hollanda'yı işaret ederek aktarıyor: Bu, tedarik zincirinde kalpleri ve zihinleri değiştiren iyi bir imajı olmayan plofkip(etlik piliç) üreten ve hırslı bir hayvan refahı grubu olan 'Wakker Dier'ın kampanyasının hikayesidir.

Hollanda, yoğun tarım ve gıda üretimi açısından ağırlığının çok üzerinde yumruk atan bir ülkedir ve herhangi bir anda ortalama 47 milyon canlı etlik tavuğa sahip olmasıyla dünyanın tavuk yoğunluğu en fazla olan ülkesidir. Venray bölgesinde, tavukların sayısı insanlardan 86 kat fazladır.

Ancak 2015 yılında Hollanda'nın en büyük üç süpermarketi Albert Heijn, Jumbo ve Lidl plofkip satmayacaklarını duyurdular. Doğrudan çevirisi parçalanmış tavuk anlamına gelen Plofkip, - en hızlı büyüyen etlik tavuk ırkları için Hollandaca kelime - genellikle iki kilogramlık bir kesim ağırlığına ulaşması 42 gün süren bir cinstir.

Doğrudan tüketiciyi hedef alan ve belli bir yaşta devasa tavukların yanında duran 'normal' sağlıklı beslenmiş tavuk ırklarının görüntülerini gösteren son derece başarılı kampanya, süpermarketleri bu etin satışını durdurmaları amacıyla kınadı.

Bu kampanya, söz konusu tavuk türünün satışlarını yarıya indirdi ve sonuç olarak Hollanda süpermarketleri sadece tüketicilerin talep ettiği daha yavaş büyüyen ırklardan tavuk satmayı taahhüt etti.

Refah kampanyacıları çağrısını yaptıkları en yavaş büyüyen tavukları elde edememelerine rağmen, endüstriyi elverişli ve karlı bir ürünü korumak için gereken yoğunluğu elde tutmayı sağlayan önemli ölçüde daha yavaş büyüyen ırklara taşıdılar.

Kampanya açıkça refah standartlarına göre şekillendirirken, zincirleme bir etki yarattı; tamamen eş zamanlı bir tesadüf olmasa da, yine de antibiyotik tüketiminde büyük ölçüde bir azalma yaşandı. Hem endüstri verileri hem de resmi hükümet verileri, bu yavaş büyüyen ırklarla daha düşük - hayvan başına yaklaşık altı kat daha düşük- antibiyotik kullanımı olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, kampanya gönüllü eylemin bir sonucuydu, bu nedenle yasalarla düzenlenmedi. Böylece, Hollanda kümes hayvanı etinin üçte ikisi ihraç edildiğinden; esasen daha yüksek refahın, yavaş büyüyen kuşların iç pazar tüketimi için üretildiği, ancak üretimin çoğunluğunun ihracat pazarına yönelik daha düşük refaha sahip ırklardan oluşmaya devam ettiği ikili bir endüstrinin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.

Cóilín Nunan, 'Bu durumun bize gösterdiği şey, endüstrinin bu değişiklikten sonra çok hızlı bir şekilde değişebileceği ve karlı bir şekilde faaliyet gösterebileceğidir, ancak kurallar yoksa endüstri sadece gerektiği kadar ileri gidecektir.' diyor.

Fransız Modeli

Fransa'da, endüstrinin içindekiler standartları yukarı çıkardılar ve tüketicilerin, faydaları anladıktan sonra standartlaştırılmış bir ürün için daha fazla ödeme yapmaya istekli oldukları anlaşıldı.

Yoğun ilgi gören Hollanda örneğiyle karşılaştırıldığında, kalite ölçeğinin diğer ucunda 50 yıldan daha fazla süredir Fransız kümes hayvanları standardı olan 'Label Rouge' yer almaktadır. Temelinde iki faktörle motive edilen bir endüstri standardıdır: Birincisi, tarım-hayvancılık sektörünün ürünlerinin kalitesini yeniden değerlendirme iradesi, diğeri ise daha küçük kooperatif üreticilerini endüstriyel ölçekli kümes hayvanı yetiştiriciliğinin etkilerinden korumak için saf kurumsal iradedir.

Label Rouge kuşları, kesimden önce geleneksel yoğun ırkların ortalama iki katı yaştadır ve etrafta dolaşmak için mevcut alanın neredeyse iki katı kadar bir yere sahiptir. Bu, üretici için çok daha fazla bir maliyet demektir.

Bu durum henüz artan tüketici talebine yanıt veren kitlesel pazar ticari başarısı için bir reçete gibi görünmüyor. Böylece, yüzde 50'lik daha yüksek bir ortalama maliyete rağmen standartların üzerinde olan Label Rouge markasını tercih etmelerine yön veren bir pazar modeli ve tüketiciler arasında güven oluşturan kaliteli bir tedarik zinciri ortaya çıkıyor.

Synalaf (Fransa Ulusal Kümes Hayvanları Etiketleri Birliği) direktörü Marie Guyot'a göre, Label Rouge Fransa'daki tavuk satışlarının yüzde 25'ini yönetiyor.

Ekonominin dışında, burada tüketicilerin anladığı ve benimsediği etik ve kaliteli bir boyut olduğu açıkça görünüyor. Fakat burada en önemli olan şey, tüketicileri bilgilendirerek, tarım şeffaflığını koruyarak ve aynı zamanda iyi bir verimlilik seviyesini sürdürerek ve yeni teknolojilerden yararlanarak elde edilmesidir. Antibiyotik kullanımı hemen hemen sıfırdır.

Label Rouge kuşları hala koksidiyoz için aşılanır ve yemlerinde probiyotikler ve solucanlardan arındırılmış yemler verilir, ancak antibiyotikler sadece bir veteriner tarafından vaka bazında reçete edilirse kullanılabilir.

Yavaş büyüyen genetikler ve düşük yoğunluklu üretim sistemi de hayvan için farklı sağlık avantajları sunar; bacak problemleri ve ani ölüm en az düzeydedir ve kuşlar iyi bir bağışıklığa sahiptir (Fransa'daki geleneksel piliçler için ölüm oranı altı haftalık bir büyüme sırasında yüzde altıdır; Label Rouge üretimi için, 12 haftanın çok daha uzun bir büyüme süresi olmasına rağmen, bu oran yarıdır.)

İsveç Domuz Endüstrisi

1986'da İsveç, domuz endüstrisinde düzenli antibiyotik kullanımını yasaklayan bir yasa çıkardı ve hayvanların rutin grup tedavilerini antibiyotiklerle telafi etmek amacıyla önlemler bulmak için çok çalıştı.

Bu değişiklik, hepsi hayvan sağlığının farklı yönleriyle uğraşan çiftçiler, kooperatifler, veterinerler ve araştırmacılar dahil olmak üzere tüm üretim sisteminin ekip çalışmasını gerektiriyordu. Aşılar, biyogüvenlik ve diğer ihtiyati tedbirlerle birlikte yeni hijyen rutinleri oluşturuldu ve yeni yem türleri geliştirildi.

Yasaktan sonraki ilk on yıl boyunca, rutin tedavinin etkileri netlik kazandı.

Çiftlik boyutunda gerçek bir hazırlık yapılmadan uygulandığı için, domuz eti üreticileri ve veteriner hekimler, hem emme hem de sütten kesme dönemlerinde domuz yavruları arasında bulaşıcı hastalıkların artan vakaları ve daha yüksek ölüm oranı ile başa çıkmak zorunda kaldılar. Ancak böylece anahtar bileşenler olarak hastalık önleme ve biyogüvenlik ile sistematik bir gelişim süreci tetiklendi.

Hiçbir çiftlik tam olarak birbirine benzemezken, yeni üretim sisteminden doğan ana özellik; domuz yavrularının yüzde 90'ı 26 günden daha büyük olana kadar yavruların sütten kesilmesine izin verilmemesidir. Bu dönem, domuz yavrularının sağlığı açısından en kritik dönem olarak kabul edilir ve antibiyotiklerle tedaviye daha fazla ihtiyaç duyulan ishal gibi yüksek enfeksiyon riski ile ilişkilidir.

Geçiş sorunsuz olmamasına rağmen, büyüme destekleyicilerin yasaklanmasından önce, toplam antibiyotik tüketimi AB'de en düşük miktarlar arasında olan - mevcut verilere göre 12.5 mg/PCU olacağı tahmin edilmektedir- yaklaşık 50 mg / PCU 'ye düştü.

1995 yılında AB'ye üye olduktan sonra, İsveç domuz endüstrisi pazara giren daha ucuz domuz ürünleri yüzünden çöktü. 'İsveç eti' için yeniden markalaşma ve antibiyotiklerden kurtulmak için yapılan tüm zorlu işlerin sonunda endüstri içinde AMR'nin artan farkındalığının telafi edilmesi gerekti. Bir et üreticisinin şimdi ifade ettiği gibi: 'Antibiyotik direnci farkındalığı başımıza gelen en iyi şey.'

Bu örnek, İtalya'nın Pharma domuz eti ve salam endüstrisi gibi, modern hayvan üretim uygulamalarının temsil edildiği ve antibiyotik kullanımının tahmini 244 mg /PCU miktar ya da İngiltere'de 105 mg /PCU civarında tüketimiyle ana bileşen olduğu yüksek antibiyotiklere dayanan üretim sistemleriyle keskin bir tezatlık ortaya çıkardı.

Etin gerçek fiyatı

Rutin antibiyotik kullanımı olmadan ticari amaçlı domuz ve tavuk yetiştiriciliği yapmanın nasıl mümkün olduğunu gösteren sadece Avrupa'da değil diğer yerlerde de birçok örnekle karşılaşabilirsiniz.

Odanın içindeki fili görmezden gelemezsiniz; bu sağlıktır, yoğun tarımda antibiyotik tüketimini azaltma misyonunda bir numaralı değiştirilebilir bileşen budur.

Açıkça görülüyor ki, çiftçiler on yıllardır geliştirilen uygulamaları uyarlamak ve değiştirmek zorunda kaldıkça standartları iyileştirecek güçlü yeni tetikleyiciler vardır. Ancak çiftçilerin toprağın koruyucusu olarak hareket etmeye ve müşterilerine mümkün olan en iyi ürünleri sunmaya devam etmek istediklerine de güvenmek zorundayız.

Tedarik zincirinden çıkarılması gereken ders nedir? Basit. Süpermarketler ne kadar çabuk farkına varırlarsa o kadar iyidir.

Endüstri olarak daha ucuz et üretmeye yönelmek için basitçe 'Kazanan kim?' sorusunu aklımızda tutmamız gerekmektedir.

Aşağı çeken rekabette, mesele üreticiler ya da yoğun tarımın detaylarından habersiz olan tüketiciler veya kesinlikle hayvanların kendileri değildir. Gitgide daha ucuza et üretilmesine yönelik sürekli bir maliyet azaltma uygulamalarından yalnızca süpermarketler kazançlı çıkıyor.

Bununla birlikte, yoğun tarım serbest gezen ve organik olan tavuklardan oluşmayacak ve zaten buna ihtiyaç da yok.

Eğer sektör bu değerli ilaçları gelecek nesiller için korumaya gerçekten önem veriyorsa, yasal olmadığını kabul etmesi gereken kişilerin öncelikle mevzuatın dayandığı kavram ve görüşleri paylaşması ve yapısal değişime yatırım yapmaya istekli olması gerekir.

Bu noktada, ne kadar harika olursa olsun, tüm etlerin Label Rouge standartlarına göre üretilmesi gerektiğine dair bir öneri yoktur, ancak antibiyotikleri azaltma konusunu ciddi bir şekilde ele alıyorsak, cevap gözümüzün önünde duruyor.

Antibiyotik kullanımını bütün yönleriyle yeniden düzenleyen küresel ve sürdürülebilir bir yaklaşıma ve bunu devam ettiren üretim sistemlerinde tam şeffaflığa ihtiyaç duyulduğu açıktır. Tüketiciler ucuz ve bol et istediği sürece, yetiştiricilik daha yoğun bir şekilde devam edecektir.

Süpermarketler için bu hile, biz tüketiciyi, daha yüksek refahın artan maliyetini yansıtan bol etin - talep ettiğimiz - gerçek maliyeti hakkında doğru bir şekilde eğitmek olacaktır.

BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİN

Son Videolar

Yorum gönder

Elektonik posta adresiniz yayınlanmayacak. Doldurulması gereken alanlar (*) ile işaretlenmiştir.

Bültene üye ol

reklam

Dergi

Uygulamayı yükle

QR Code

reklam